Bu site, yeryüzünün küçük – büyük, her yaştaki tüm çocuklarına aittir.


Yolunu ve amacını kaybettiğini düşünen, yaşamına ve gücüne sahip çıkmayı isteyen,


Uyanıp kim ve ne olduğunu hatırlamayı ve doğasındaki potansiyeli açığa çıkarmayı dileyen,


Kim ve ne olduğunu hatırlayan ve gücünü düşlerindeki dünyayı yaratmak için kullanmak isteyenler içindir.

   MELEKLERİN  EVİMeleklerin Evi

 
Ana Sayfa                Biz Kimiz                Değerlerimiz ve Felsefemiz                Güncel Duyurular                Bize Ulaşın
Uzaklarda Bir Yer

 

                   Cennet

Ormanın içinden geçen yolun dönemecine geldiğinizde, göğe uzanan ağaçların hemen ardındaki ahşap çiti ve onun ortasındaki kapıyı görürsünüz. Kapıyı açar ve içeri girersiniz. Kendinizi göz alabildiğine uzanan yemyeşil bir çayırda bulursunuz. Ayağınızın altındaki ince taş yol sizi alır ve çiçek tarlalarıyla meyve ağaçlarının arasından geçirerek, ileride görünen yeşilliğin içine serpiştirilmiş yapılara götürür. Tek katlı olan bu yapıların, içinde bulundukları alanla son derece uyumlu olduklarını düşünürsünüz. Hemen hepsi bahçelerle çevrelenmiştir, gökyüzünü içeri davet eden pencereleri bazılarında tavana kadar uzanmaktadır. Bu yapıların merkezine doğru yürüdüğünüzde çevresi ağaçlar ve çiçeklerle bezeli, fıskiyesinden çıkan suların göğe yükseldiği bir havuz karşılar sizi. Burada durup suyun ve kuşların sesini dinlemek için karşı konulmaz bir istek duyarsınız.

Bulunduğunuz yerden, yapıların gittikçe büyüyen çemberler oluşturacak şekilde iç içe dizildiklerini, hiç birinin, bir diğerinin görüş alanını kapamadığını ve çemberler büyüdükçe aralarındaki uzaklığın da büyüdüğünü görürsünüz. Sonra, bütün bunları çevreleyen dıştaki ekili alanların, bahçelerin farkına varırsınız. Parlak sonbahar güneşine elinizi siper ederek yürümeye ve çevrenizi gözlemeye başlarsınız yeniden. Tam o anda bahçelerde çalışanları görür ve onlara doğru yönelirsiniz. Siz yolu henüz yarılamışken bahçede çalışanlar da sizi görmüştür. İçlerinden biri yanınıza gelir ve “hoş geldiniz” diyerek elini uzatır. Parlak gözlerinin içi gülen, yanakları al al yanan bir çocuktur bu.  Size kendini tanıtır, onunla birlikte diğerlerinin yanına yönelirsiniz.

Bahçelerde, aralarında küçük çocukların da bulunduğu değişik yaş gruplarından yirmi beş, otuz kişi çalışmaktadır. Yoğun bir işbirliğinin ve uyumun farkına varırsınız. Yeni arkadaşınız eliyle bir fidanı işaret ederek gururla,

- Bu sabah bu meyve ağacını diktim, artık ondan ben sorumluyum, der.         

Eli yüzü toprak içinde, saçları terden alnına yapışmış olduğu halde hiç bir yorgunluk belirtisi göstermeden konuşmasına devam eder,

-Bak, ellerim ne güzel kokuyor. Ama şimdi yıkanıp derse hazırlanmalıyım, geç kalmayı hiç istemem.

                   Ağaç Diken Çocuk

Bir çocuğu böylesine hevesli kılan dersin ne olduğunu merak eder ve sorarsınız,

- Gireceğin dersin adı ne?

- Düş oyunu

Ona bu dersi ilk kez duyduğunuzu söylediğinizde, size nereden geldiğinizi sorar. Söylersiniz. Küçük dudaklarında anlayışlı bir gülümseme belirir ve eğer isterseniz, size bu okul ve buradaki derslerle ilgili her şeyin anlatılabileceğini söyler. Bunu çok istediğiniz belirtirsiniz. Küçük arkadaşınız dersine yetişmek üzere yanınızdan uzaklaşır.

Orada durmuş sorularınıza yanıt ararken, yaklaşmakta olan birinin varlığını hissedersiniz. Yanınıza gelenin, buradaki öğretmenlerden biri olduğunu düşünürsünüz. Sıcak bir gülümseyiş ve dostça bir el sıkışla size kendini tanıtır, yanılmadığınıza içten iç sevinirsiniz. Size,

- Okulumuzu nasıl buldunuz?

diye sorduğunda, alacağı yanıtı zaten biliyor olmasından kaynaklanan güven ve memnuniyeti okurunuz yüzünden. Ona, okula ilişkin daha fazla bilgi edinmek istediğinizi söylersiniz. Birlikte yürürken anlatmaya başlar;

-Bizler her bireyin farklı değerlere ve yeteneklere sahip olduğun inanır ve bunların ortaya çıkması için çalışırız. İzlediğimiz yöntem her çocuğu belli bir programa uydurmak değil, programları çocuklara uydurmaktır. Yetenekleri keşfedilen ve içlerindeki gizil gücün açığa çıkması için hazırlanmış uygun ortamlarda yaşayan çocukların motivasyonları da güçlü olacaktır. Bu çok önemli: öğrenmek için mutlaka istek duyulmalı. İsteğin olmadığı yerde ne sağlıklı bir öğrenmeden, ne de gerçek anlamda yaşamaktan söz edilebilir.

Aklınıza, geç kalacağı korkusuyla dersine koşarak giden küçük arkadaşınız gelir.

- Buradaki çocuklar çok şanslı olmalılar, dersiniz. Öğretmen,   

- Bunların şans değil hak olduklarını düşünüyoruz, diyerek  konuşmasını sürdürür.

- Bireyleri aynı kalıba sokmaya çalışmanın, her çocuğa aynı beklenti ve yöntemle yaklaşmanın mutsuz ve  bunalımlı insanlar yarattığı zaten biliniyordu. İnsanlık tarihi bunu örnekleriyle dolu değil mi?

- Haklı olduğunuzu kabul ediyorum ama bu, her çocukla ayrı ayrı ilgilenmek anlamına gelmiyor mu? dersiniz, anlamaya çalışarak.

- Evet, her biriyle tek tek ve hepsiyle aynı anda. Sizce buna değmez mi?

Konuşur ve yürürken, derslik olarak kullanılan yapılardan birinin önüne gelmişsinizdir. 
Öğretmen sizi içeri davet eder, girersiniz. Gün ışığından olabildiğince yararlanan geniş, ferah bir odadır burası. Bildiğiniz dersliklere hiç benzemediğini fark edersiniz. Gözünüze ilk çarpan, sizi kuşatan renkler olur; çevredeki tüm eşyanın yalnızca renk ve ışıktan ibaret olduğunu düşünürsünüz. Öğretmen konuşmasını sürdürür;

- Bu yöntemin katı bireyciliğe yönlendirdiği düşünülmemeli. Bireysellik, yani kişinin özgün varlığı saygı duyulması gereken bir yapıdır. Çocuk önce kendini keşfetmeye başlar. Bu, yaşam boyu devam edecek bir süreçtir. Bu süreçte biz öğretmenler daha çok bir rehber olarak yer alırız. Ona kendini tanıması ve eğilimlerini keşfetmesi için seçme şansı veririz. Bu seçimler başlarda rasgele, amaçsızca yapılabilir. Ama bir süre sonra gerçek eğilimleriyle bağdaşan seçimler yapacaktır. Bu noktada bizler iyi gözlemciler olmak zorundayız. Aslında çocuklar ve öğretmenler arasında büyük bir farkın olmadığını düşünüyoruz. Hepimiz öğrenme sürecinin farklı aşamalarında yer alıyoruz, o kadar.

Ona okuldaki tüm dersliklerin, içinde bulunduğunuz odaya benzeyip benzemediğini sorarsınız. “Benzemezler” diyerek sürdürür konuşmasını;

- Dersler konularına göre birbirlerinden farklı mekanlarda sürdürülür. Gerçekte bizim her dersliğimiz dört duvarla çevrili değildir. Dışardaki bahçelerde, civardaki yerleşim yerlerinde, köylerde, dağlarda, ormanlarda da sürdürürüz derslerimizi. Dersler karşılıklarını yaşamda bulabilmeliler.  Bu odada çoğunlukla düş gücünü, yaratıcılığı harekete geçiren oyunlar oynanır, yani dersler görülür. Çocukların uydurdukları söylenen çoğu söz, hikaye, oyun gerçekte onları tanımaya götüren çok değerli ip uçlarıdır.

Ona;

-Düş oyunu da böyle bir ders olmalı, dersiniz, gülümser,

- Düş oyununda bir öykü anlatılır.  Bu öykünün belli başlı karakterleri ve ortada sorun diyebileceğimiz bir olay vardır. Bu, çoğunlukla karakterler arasındaki bir anlaşmazlıktır ve karakterlerin hepsi de kendilerince haklıdır. Oyuna katılan her çocuk sırayla her bir karakterin yerine geçer, onun şartlarını yaşar. Verdikleri her tepki, söyledikleri her söz doğaçlamadır. Bu yüzden olaylar her seferinde farklı yönde gelişir. Bu oyunun  ya da dersin amacı, olaylara farklı açılardan bakabilmeyi deneyimlemektir. Örneğin, ilk bakışta haksız bulduğunuz bir karakteri oynarken, onun içinde bulunduğu konumu, şartları, duyguları yaşamaya çalışırsınız.

                   Dörtlü

- Bu, karşındakini anlamaya götürüyor, değil mi?  

- Evet, diyerek sürdürür konuşmasını,

- Biz zekayı gelişmiş bir “farkındalık” durumu olarak tanımlıyoruz. Bu, yaşamın, kendinin ve diğerlerinin farkına varıştır. Algılamayı, değerlendirmeyi, bağlantı kurabilmeyi, duyarlılığı ve empatiyi içerir. Empati yaşamla içsel bağ kurabilmenin özünü oluşturur. Bizler empati sahibi olmayan bir insan zekasının eksik olduğunu düşünürüz.

Öğretmen konuşmasına ara verir, birlikte dışarı çıkarsınız. Havuzun bulunduğu alan doğru ilerlerken farkındalık kavramı üzerine düşünür, gelişmiş bir farkındalıkla yaşamanın nasıl bir şey olabileceğini anlamaya çalışırsınız. Öğretmenin sesi sizi düşüncelerinizden uzaklaştırır. Sanki sorunuzu duymuştur:

- Önyargısız ve zırhsız. Tamamen çıplak ve yalın. Korunmaya gerek duymaksızın korkusuz ve istekli. İşte böyle olabilmek gerek.

- Bütün bunların gerçekleşmesi öyle kolay mı? Yani bütün korkulardan, önyargılardan arınmak...? Bunun için neler yapıyorsunuz?

- Hiçbir şey. Yalnızca olanı koruyoruz. Çocuklar, eğer onları zedelemezseniz, korkusuzdurlar. Eğer kendi görüşlerinizi, inançlarınızı, duygularınızı benimsetmeye çalışmazsanız, önyargısızdırlar.

Çevrenizde oynayan, koşan, birbiriyle konuşan çocukları izlersiniz. Mutlu görünmektedirler.
- Anladığım kadarıyla siz onların mutluluklarını koruyorsunuz, dersiniz.

- Mutluluktan anladığınız örselenmemiş olmak, ihtiyaçlara cevap bulabilmek, sağlıklı iletişim kurabilmek ise, cevabım “evet”. Ama bizim yaptığımız, “mutluluğu korumaktan” çok “mutluluğa dokunmamak” oluyor.

Öğretmenin işaret ettiği yere doğru yürürsünüz. Küçük bir koruya geldiğinizde bir grup çocuğun birkaç yetişkinle birlikte dans etmekte olduğunu görürsünüz. Kulağınıza gelen belli belirsiz müzik eşliğindeki hareketleri şaşırtıcı biçimde uyumlu, ritmik ve akıcıdır. Öğretmen konuşmasını sürdürür:

- Dans, kişinin kendini ifade edebildiği en iyi yollardan biridir. Dans ederken bedeninizi fark eder, onun dilini kullanırsınız. Beden iyi tanınmalıdır, çünkü o duyguların ve zihnin somutlaşmış halidir.

Öğretmen size ellerini uzattığında kendinizi dansın içinde bulursunuz. Bir süre onlarla birlikte dans eder, bu küçük grubun üyesi olduğunuzu hissedersiniz. Dans sona erdiğinde öğretmen konuşmasına devam eder;

- Çocuklar bedenlerini tanımalı ve sorumluluğunu üstlenmelidirler. Onlara bedenlerine saygı ile yaklaşmayı öğretir, bedenin ihtiyaçlarını anlatırız. Bunları yalnızca ders gereği anlatılan, sırası geldikçe işlenen konular olarak görmeyiz. Bu çalışmalar günlük yaşamın vazgeçilmez parçalarıdır. Örneğin güne soluma çalışmaları yaparak başlarız. Ardından enerjinin tüm bedene eşit yayılması için esnetme çalışmalarına geçilir. Serbest saatlerde diledikleri gibi atlar, zıplar, koşarlar. Daha büyük çocuklarla, sakin durup bedeni gevşetme çalışmaları yapılır. Buna bir tür meditasyon diyebilirsiniz.

- Ya matematik, fizik gibi kuramsal dersler? Bunlara yaklaşımınız konusunda neler söyleyeceksiniz?

Öğretmen yüzünde anlayışlı bir ifade ile,

- Sizi anlıyorum, der.

- Şimdiye kadar gördükleriniz sizde, buranın bir okuldan çok bir eğlence bahçesine benzediği izlenimini yarattı. Yanılmıyorum, değil mi?

Biraz kızarırsınız.

- Tam olarak değil. Yani fizik, matematik, biyoloji de görmeliler diye düşünüyorum doğal olarak...

- Endişelenmeyin. Daha önce söz ettiğim gibi yaşamı bir bütün olarak görmek ve tanımak amacındayız. Bildiğiniz tüm dersler ve daha fazlası burada okutulur. Ama bunlar birbirlerinden bağımsız dersler olarak görülmez. Sizlerle aramızdaki en belirgin fark, kullandığımız yöntemde ve ulaşmak istediğimiz amaçta ortaya çıkar. Bizim amacımız  yalnızca “çocuklara bir meslek kazandırıp kendilerini kurtarmalarına yardım etmek” değil. Amacımız onları, bol para ve güç elde edebilecekleri bir konum için hazırlamak hiç değil. Eğitim kendinin ve yaşanılan dünyanın ve gittikçe de evrenin ve yaşamın farkına varış sürecidir. Amaçlanan da, yaşamla olumlu iletişim ve etkileşim geliştirmek, paylaşmak, üretmek, yaratmak ve bu ilişkiler ağı içinde yeni deneyimler kazanarak değişmek ve gelişmektir. Kişideki her olumlu gelişme yaşama olumlu bir katkıdır. Kişi değişir, çevresi de değişir. Bu dinamik bir birlikteliktir. Değişim ve dönüşüm varoluşun gereğidir. İnsanın bunu bilmesi, görmesi ve bu uyuma katılarak sonsuz dansta yerini almasıdır önemli olan.

                   

Aklınıza, çocuğunuzun birkaç gün sonra katılacağı sınav gelir. Yaptığı hazırlıkları, geçirdiği uykusuz geceleri ve yaşadığı gerilimi düşünürsünüz, canınız sıkılır. Bu arada, resim ve kil çalışmalarının yapıldığı sanat atölyelerini, küçük ahşap eşya ve oyuncakların yapıldığı marangozluk atölyelerini gezmiş ve açık alana kurulu bir sahnede, çocuklardan oluşan orkestranın bir minik şöleninde bulunmuşsunuzdur.

Artık güneş batmaktadır. Çimenlere oturmak ve bugün yaşadıklarınızı düşünmek istersiniz. Yeşil çimenler öylesine davetkârdır ki, oturmakla kalmaz, ellerinizi başınızın arkasında birleştirerek yere uzanırsınız. Birden, nereden geldiği belli olmayan ve burada duymayı hiç beklemediğiniz bir sesle irkilirsiniz. Tüylerinizi diken diken eden bu alarm sesiyle yerinizden doğrulurken yeni günün doğmakta olduğunu görürsünüz. Yataktan kalkma vaktiniz gelmiştir. Uyumakta olan çocuğunuzun odasına doğru yürürken düşünüz de sizinle birliktedir.

                                                                                                         
                                                                                          Tutku Çetin       

                                                                                          Buğday Dergisi, 1999


Açılış Sayfası | Ana Sayfa | Bize Ulaşın | Biz Kimiz | Bütüncül Sağlık | Çocuklar İçin Neler Yapıyoruz? | Çocukların Öğrenme Modelleri | Çocukların Sekiz Zekâsı | Çoklu Zekâ Değerlendirme Ölçeği | Değerlerimiz ve Felsefemiz | Doğmamış Olana Dokunmak | Doyumsuz | e-Koçluk | Ebeveyn Koçluğu | Ebeveyn Koçluğu Semineri | Engelli Çocukların Aileleri İçin Koçluk Programı | Enneagram Yöntemiyle Çocukları Tanımak | Gerçek İnsanlar | Güncel | HADE | İndigo Çocuklar | Kedi, Çocuk ve Rahip | Kişilik Özellikleri Barışçı | Kişilik Özellikleri Başarılı | Kişilik Özellikleri Girişken | Kişilik Özellikleri Gözlemci | Kişilik Özellikleri Güven Arayan | Kişilik Özellikleri Kusursuzluk Arayan | Kişilik Özellikleri Romantik | Kişilik Özellikleri Serüvenci | Kişilik Özellikleri Yardımcı | Kitap | Kitap Önerileri | Kristal Çocuklar | Linkler | Nasıl Yaratıyoruz? | Masal | Uzaklarda Bir Yer | Yaşam Koçluğu | Yetişkinler İçin Neler Yapıyoruz | Zekâ Modelleri