Biraz önce doğdum ve hemen öldüm.
Sonra bir kez daha doğdum ve yine öldüm.
Hiç doğmadığımı, bu yüzden hiç ölemeyeceğimi anlayıncaya kadar sürdü bu.
Sonra akışı gördüm.
Ellerimden akan, saçlarımın arasından süzülen ışık selinin tam ortasındaydım.
Göz kamaştıran renklerin baş döndürücü bir hızla görünüp kayboluşlarını izledim, çınlamalarını duydum.
Renklerimi ve sesimi kattım bu ışık seline, hüzün ve öfkeyle, sevgi ve şefkatle boyadım.
Onu kendimden yaptım.
Nereye baksam orada oldum.
Olmuş ve olacak olan her şeye karıştım.
Sonra, ben olmayan her şeyden çektim bakışlarımı ve onlar birer birer yok oldular.
Yaptığım, yapmadığım, olduğum, olamadığım, korktuğum, kızdığım
sevdiğim, sevindiğim milyonlarcası dağılıp boşluğa geri döndüler.
Ve şimdi yine ilk kez duruyorum bu ışık selinin ortasında.
Kendimi değiştiriyorum doğmamış olanı karşılamak için.
Hiç hesapsız, kitapsız, beklentisiz duruyorum.
Ben şimdi sadece, biçimi olmayan bir soluğum.
Şimdi sadece canlılığım, varoluşa duyduğum tutkuyum doğmayı bekleyenin önünde.
Böyle usulca, sevgiyle dokunuyorum doğmamış olana
Ve ben onu yaratırken, onun da beni yaratmasına izin veriyorum.
Tutku Çetin |